Türkiye'de Fosil Yakıtların Ağır Bedeli: 26 Bin 500 Ölüm, 55 Milyar Dolar

Temiz Hava Hakkı Platformu (THHP) ile Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi (CREA) tarafından hazırlanan Sağlık Yükü ve Ekonomik Maliyeti raporuna göre, fosil yakıt kaynaklı hava kirliliği Türkiye'de yılda yaklaşık 26 bin 500 erken ölümle ilişkilendiriliyor. Hava kirliliğinin ülke ekonomisine yıllık maliyeti yaklaşık 55 milyar dolara ulaşırken raporda erken doğumlar, çocuklarda astım vakaları, iş gücü kaybı ve enerji politikalarına ilişkin bulgular da yer alıyor.

Türkiye'de fosil yakıt kullanımından kaynaklanan hava kirliliği, halk sağlığı ve ekonomi üzerinde önemli bir yük oluşturuyor. Diken'in 22 Ekim 2026 tarihli haberinde aktarılan Sağlık Yükü ve Ekonomik Maliyeti raporuna göre, fosil yakıt kaynaklı PM2,5 kirliliği ülkede yılda yaklaşık 26 bin 500 erken ölümle ilişkilendiriliyor. Hava kirliliğinin Türkiye ekonomisine yıllık maliyetinin ise yaklaşık 55 milyar dolar olduğu belirtiliyor. Bu tutar, Türkiye'nin 2024 yılı gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 4,1'ine karşılık geliyor.


Rapor, Temiz Hava Hakkı Platformu (THHP) ile bağımsız araştırma kuruluşu Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi (CREA) tarafından hazırlandı. Raporun verilerini ve değerlendirmelerini CREA Analisti ve raporun başyazarı Vera Tattari, THHP Koordinatörü Deniz Gümüşel, Halk Sağlığı Uzmanı ve THHP Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Çiğdem Çağlayan ile Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Dr. Ümit Şahin paylaştı. Antalya'da düzenlenecek COP31 İklim Zirvesi öncesinde açıklanan raporda, hava kirliliğinin yüzde 52'sinin kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtlardan kaynaklandığı ifade edildi.


**Hava kirliliğinin etkileri anne karnında başlıyor**


Rapora göre fosil yakıtlardan kaynaklanan PM2,5 kirliliği, Türkiye'de yılda tahminen 8 bin erken doğumla ve 8 bin 200 bebeğin düşük doğum ağırlığıyla dünyaya gelmesiyle ilişkili. Hava kirliliğinin sağlık üzerindeki etkileri doğumdan önce başlayabiliyor. Erken doğum ve düşük doğum ağırlığının yanı sıra uzun vadeli gelişimsel ve sağlık sorunları da ortaya çıkabiliyor. Bu etkiler hem bireylerin hem de sağlık sisteminin üzerindeki yükü artırıyor.


Çocuklar, akciğerleri henüz tam gelişmediği için hava kirliliğine karşı özellikle savunmasız gruplar arasında bulunuyor. Raporda fosil yakıt kaynaklı PM2,5 kirliliğinin Türkiye'de her yıl yaklaşık 5 bin 100 çocukta astım gelişimiyle ilişkili olduğu hesaplandı. Aynı kirlilik türünün astımla bağlantılı acil servis başvurularına da yol açtığı belirtiliyor. Bu başvuruların yıllık sayısı yaklaşık 6 bin 500 olarak tahmin edilirken, hesaplamada 4 bin 300 ile 8 bin 700 arasında bir aralık veriliyor.


Astımla ilişkili acil servis başvuruları, hastane yatakları, oksijen tedavisi ve ilaç gibi tıbbi kaynaklara duyulan ihtiyacı artırıyor. Bu durum hastalar ve sağlık sistemi açısından önemli bir yük oluşturuyor. Raporda hava kirliliğinin kalp ve damar hastalıkları, solunum yolu hastalıkları, inme, diyabet ve akciğer kanseri gibi ciddi sağlık sorunlarına zemin hazırladığı ve bu hastalıkların şiddetini artırabildiği de aktarılıyor.


**PM2,5 kaynaklı ölümler ve savunmasız gruplar**


Raporda PM2,5 kaynaklı ölümlerin akciğer kanseri, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), alt solunum yolu enfeksiyonları, iskemik kalp hastalığı, inme ve diyabet gibi hastalıklarla bağlantılı olduğu belirtiliyor. Yaşlılar, çocuklar ve önceden sağlık sorunları bulunan kişiler dahil savunmasız nüfus grupları, bu kirleticilerden orantısız biçimde etkileniyor. Hava kirliliğine bağlı ölümler aileler ve toplum açısından ağır kişisel ve toplumsal sonuçlar doğuruyor; aileler sevdiklerini kaybediyor.


Fosil yakıt kaynaklı hava kirliliği nedeniyle yılda İstanbul'da 8 bin 100, Ankara'da 2 bin 500 ve İzmir'de 2 bin 400 erken ölüm meydana geldiği belirtiliyor. Türkiye genelindeki tahmini yıllık erken ölüm sayısı ise yaklaşık 26 bin 500 olarak veriliyor.


Fosil yakıtların insan sağlığı üzerindeki etkileri yalnızca hava kirliliğiyle sınırlı değil. Raporda fosil yakıtların iklim değişikliğinin temel belirleyicilerinden biri olduğu ve iklim krizi üzerinden de insan sağlığını olumsuz etkilediği ifade ediliyor. Fosil yakıt kullanımından kaynaklanan hava kirliliğinin dünya genelinde yılda yaklaşık 7 milyon erken ölümle ilişkili olduğu aktarılıyor. Ayrıca tütün, alkol, aşırı işlenmiş gıda ve fosil yakıt endüstrilerinden oluşan dört ticari sektörün dünya çapındaki ölümlerin yüzde 34'ünden, yani yaklaşık her üç ölümden birinden sorumlu olduğu belirtiliyor. Bu sektörlerin her yıl en az 19 milyon ölüme yol açtığı kaydediliyor.


**Hava kirliliğinin ekonomik maliyeti 55 milyar dolar**


Rapora göre hava kirliliğinin Türkiye ekonomisine yıllık maliyeti yaklaşık 55 milyar dolara ulaşıyor. Bu miktar, ülkenin 2024 yılı gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 4,1'ine denk geliyor. Fosil yakıt kirliliğinin yıllık ekonomik maliyetinin, Sağlık Bakanlığı'nın 2024 yılı bütçesinin tamamının yaklaşık 2,5 katı olduğu da belirtiliyor.


Hava kirliliğinin ekonomik etkileri, sağlık sorunlarının doğrudan maliyetleriyle sınırlı kalmıyor. Fosil yakıt emisyonlarından kaynaklanan PM2,5 kirliliğinin Türkiye'de yılda yaklaşık 8,5 milyon iş günü kaybına yol açtığı tahmin ediliyor. Hastalık nedeniyle işe gidilemeyen günler, iş gücü verimliliğinin düşmesi, iş akışlarının aksaması ve çeşitli sektörlerde ekonomik üretimin azalması anlamına geliyor.


Fosil yakıtlara bağımlılık, Türkiye'nin enerji ithalatı üzerinden de ekonomik risk oluşturuyor. Ülkenin fosil yakıtlarda büyük ölçüde ithalata bağımlı olması, uluslararası fiyat şoklarından etkilenmesine neden oluyor. Türkiye İstatistik Kurumu'nun açıkladığı verilere göre Hürmüz krizi sırasında enerji ithalat faturası Ağustos 2026'da bir önceki yılın aynı ayına kıyasla yüzde 33,8 arttı.


**Enerji ve sanayide fosil yakıt kullanımı**


Raporda yer verilen 2024 verilerine göre kömür, Türkiye'nin elektrik üretiminin yüzde 35'ini, doğal gaz ise yüzde 19'unu karşılıyor. Karayolu ulaşımında tüketilen enerjinin yüzde 66'sı dizelden, yüzde 17'si LPG'den ve yüzde 16'sı benzinden geliyor. Elektriğin karayolu ulaşımında tüketilen enerji içindeki payı yüzde 0,2 düzeyinde bulunuyor. Sanayide fosil yakıtlar, nihai enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 60'ını oluşturuyor.


Avrupa İzleme ve Değerlendirme Programı (EMEP) ağı ve Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) üyesi ülkeler arasında Türkiye'nin sanayi kaynaklı toksik kirletici emisyonlarında ilk üç ülke arasında yer aldığı belirtiliyor. Rapora göre Türkiye'nin karasal kaynaklı fosil yakıt emisyonları, sınır ötesi hava kirliliğine de neden oluyor ve beş komşu ülkede binlerce ölümle ilişkilendiriliyor.


2024 yılı için hesaplanan tahmini yıllık ekonomik yük Mısır'da 2,1 milyar ABD doları ve 3 bin 200 ölüm, Suriye'de 0,2 milyar ABD doları ve bin 700 ölüm, Irak'ta 0,8 milyar ABD doları ve 800 ölüm, İsrail'de 4,5 milyar ABD doları ve 500 ölüm, Yunanistan'da ise 1,5 milyar ABD doları ve 400 ölüm olarak veriliyor.


**Raporda kömürlü elektrik üretiminden aşamalı çıkış önerisi**


Türkiye'de PM2,5 için hâlihazırda ulusal dış ortam hava kalitesi standardı bulunmadığı belirtiliyor. Rapora göre enerji, ulaşım ve sanayi sistemlerinde fosil yakıt kullanımının ve emisyonlarının azaltılması, insanların PM2,5 kirliliğine maruz kalma düzeyini düşürebilir. Bu adımların hava kalitesini iyileştirme, kirliliğe bağlı hastalıkları ve ölümleri önleme ve halk sağlığını koruma açısından önemli faydalar sağlayabileceği ifade ediliyor.


Raporda fosil yakıt emisyonlarının kontrol edilebilir olduğu vurgulanıyor. Fosil yakıtların temiz enerjiyle değiştirilmesiyle emisyonların ortadan kaldırılabileceği, hava kirliliği kontrol önlemleriyle de önemli ölçüde azaltılabileceği belirtiliyor. Bu nedenle Türkiye'nin PM2,5 kirliliğinden kaynaklanan sağlık yükünün önemli bir bölümünün önlenebilir olduğu değerlendiriliyor. Raporda Türkiye'ye ilk aşamada kömürlü elektrik üretiminden aşamalı olarak çıkış taahhüdünde bulunması öneriliyor.


COP31 İklim Zirvesi'nin başkanlığını ve ev sahipliğini üstlenmenin Türkiye'ye iklim konusunda yön gösterme ve kendi iklim politikalarını ilerletme sorumluluğu yüklediği belirtiliyor. Elektriğin küresel nihai enerji tüketimindeki payını 2035 yılına kadar yüzde 35'e çıkarma hedefine ulaşılabilmesi için yenilenebilir enerjinin payının artırılması ve fosil yakıt kullanımının azaltılması gerektiği ifade ediliyor.


Kaynak: Haber Merkezi